Cumartesi, Kasım 07, 2015

TEORİK ARKADAŞLIK.

Sandığın kadar arkadaşın yok. Hiç yok demiyorum arkadaşın. Elbette var. Arkadaşlarını ve tanıdıklarını ayır birbirinden diyorum. Dediğim sadece bu. Bunu diyorum. Tanıdığın insanlar var senin diyorum. Tanıdığını sandığın.
Birini, daha önce tanımadığın birini, sonra ne kadar tanıyabilirsin ki!
Sana söylüyorum bunu. Sana ve onlara. Kendilerine hiçbir şey söylenemeyeceğini sananlara söylüyorum. Kendini dokunulmaz sananlara. Öyle değil çünkü.
Herkese her şey söylenir.
Haberin olduğu insanlar var senin. Olan bu. Onlardan haberin var. Onların senden haberi var. Birbirinizi biliyorsunuz. Tamamlandığınızı birbirinizle sandığın insanlar var. Bazen bu çok tehlikeli olabiliyor. Arkadaşlık, yanlış insanların elinde çok tehlikeli olabiliyor.
Seni bu aldatıyor. Aldanıyorsun.
İki yüksek bina arasına bir ip geriyorsun mesela bir gün. Bir yüksek binadan öbürüne yürümek var aklında.
Neden mi? İlla bir neden mi gerekiyor?
Peki.
Çünkü canın öyle istiyor. Ya da zorundasın. Ne fark eder?
Tehlikeli bir şeye kalkışmak üzeresin.
Bu çok sık olur.
Yürümek zorundasın çünkü bazen tehlikeli yerlerde ve zamanlarda. Altında bir ağ var sanıyorsun sen. Yine de tehlikeli kalkıştığın şey. Ağa rağmen tehlikeli. Tehlikeli olmadığına ikna edemiyorsun kendini, inandıramıyorsun. Korkuyorsun. Ağa güveniyorsun. "Düşsem de bir şey olmaz" diyorsun. Belki de ipe çıkmadan, ilk adımı atmadan son şey bu kendine söylediğin.
Gözler ileride ve kararlı.
Yüksek sesle söylüyorsun hatta belki de bunu, duyduğundan emin olmak için. Söylediğin şey daha gerçek olsun diye böyle yapıyorsun belki de.
Belki bir dua ediyorsun sonra.
Belki çoktan etin duanı sen.
Belki zaten dua bu söylediğin.
"Düşsem de bir şey olmaz"
Ben hiç dua etmem. Dua bilmem. Ezberlediğim için not aldıklarımı, ders oanları bile unuttum. Uydurduklarım var. Kendi kendime uydurduğum dualar var. Birine bir şeyler söyleme ihtiyacım olduğu zaman uyduruyorum onları. Onları uyduruyor olmam, dualarımı değersiz yapmaz. Daha az gerçek olmazlar. Alay etmek için yapmıyorum ki bunu ben.
Arkadaşların işte o ağ. Aslında ağ mağ yok işte bazen.
Elinde kağıt kalem, sürekli hesap yapan adamdan ağ olmaz.
Kötü arkadaşların kandırıyor seni. Ağ olduğuna inandırıyorlar. Kendileri ağmış gibi yapıyorlar. Hesap bu!
Sonra, sen kendi duanı ederken, kayboluyorlar.
Sen yine de o ilk adımı atıyorsun. Bazen erken, bazen geç fark ediyorsun ağ olmadığını o iki yüksek bina arasındaki tehlikeli yürüyüşüne başlarken. Erken fark edersen şanslısın.
Söylediğinden, kendi duandan vazgeçmiyorsun sen yine de. Tek bir yön olur, tek bir yön kalır bazen çünkü sana. Hala korkuyorsun. Belki daha çok. İp gergin. En ip kadar gerginsin sen de. Birbiriniz anlıyorsunuz.
Düşüyorsun bazen. İpin üzerine kalamıyorsun. Rüzgar ters esiyor, ayağın kayıyor, aklın kalıyor...Düşüyorsun. Sadece yürüyemediğin için yürümen gerektiği gibi, düşüyorsun. Rüzgar doğru esiyor, ayağın kaymıyor, aklın kalmıyor ama sen yine de düşüyorsun.
Sağına soluna bak. Düşenlerle dolu etrafın.
Evet. Ağ mağ yok sen düşerken.
Bir şey olmuyor ama düşsen de. Ölene kadar bir şey olmaz çünkü.
Sandığın kadar arkadaşın yok. Üzgün değilim bunu söylerken. Tereddüt etmiyorum hiç.
Akadaşlarını, kendini, olup bitenleri, olması gerekenleri, olabilecekken olmayanları, neden olmadıklarını görünce anlıyorsun. Görünce tanıyorsun bunu.
Dünyanın sonu değil bu. Başarısızlık hiç değil. Çok arkadaşının olmaması dünyanın sonu değil. Çok değil, yeterince arkadaşın olsun yeter.
Sona gelmedin. Berbat hissettirse de, kıyamet olmadı. Zaman bitmedi. Zaman var hala. sen yok diyene kadar var.
Yanlarından geçip git.. Anlamazlar bile sen onların yanlarından geçip giderken. Geçip gidemezsin sanırlar. Öyle değil ama işte. Kötü, basit bir bilgisayar oyunu gibi. Onlar azaldıkça, sen puan alırsın. Kuvvetlenirsin.
Umursamıyorlar. Mecbur da değiller zaten aslında. Umursuyormuş gibi yapıyor olmalarıyla derdim benim. Çok derdim var hem de.
Seni anlamıyorlar çünkü. Anlamak için de bir şeyler yapmadıklarını anladığın için geçip gidiyorsun zaten sen de. Onları terk ediyorsun. Ayrılıyorsunuz.
İnsan sadece sevgilisinden, seviştiği insandan ayrılmaz.
Hayatından bir şeyleri, birilerini azaltman lazım olur. Bunun için gidiyorsun.
Sandığın kadar arkadaşa ihtiyacın da yok. Tıpkı sandığın kadar ayakkabıya ihtiyacın olmadığı gibi.
Kaç tane ayakkabın var? Kaç tanesini giyiyorsun?
Sadece gördüğün zaman hatırladığın, kutuyu açınca far ettiğin, taşınırken rastladığın ayakkabıların yok mu?
Ben de onu diyorum işte.
Eminim çıplak ayakla çıkmıyorsundur ama sokağa.
Sandığın kadar yalnız da değilsin.
Hiçbir işime yaramayan arkadaşlarım var benim mesela. Kağıt üzerinde arkadaşız sadece. Teoride.
Arayıp söylemeyi düşünüyorum zaman zaman.
"Hiçbir işime yaramıyorsunuz!" demek geçiyor aklımdan.
"Ayrılalım" diyeyim diyorum.
Yanlarından geçip gitmek için.

3 yorum:

  1. Harika👏 aklımdan geçenleri gördüm sayende...

    YanıtlaSil
  2. Harikasın be Adam. Tek sonsuz olanın dilediği kadar çok ve iyi yaşa. Hayata hiç rol yapma. Çünkü yönetmen değilsin,değiliz,sadece rollerimizi oynuyoruz. Kafandaki böcekleri fazla hızlı özgür bırakma. En azından hepsini değil. Yavaş yavaş,alıştıra alıştıra. Çünkü Masai Mara'da hala zürafaların boynunun uzanamadığı ağaçlar var. Hala timsahların kapamadığı paçaların olduğu gibi.Nek adar başıboş böcek o kadar filit var Çengelliköy'de. Güzel adamsın.Güzel.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bak 2016 yılı ile ilgili böcekleri salmaya başlamadın daha. Bence artık başla. Başla ki sesin sesimiz olsun sessizliğin gümbürtüleri arasında.

      Sil