Salı, Temmuz 22, 2014

TESPİT BÖCEĞİ

Ben de isterdim olağan şeyler hakkında yazayım. Bir kız bir çocuğa aşık olsun çok isterdim yazdıklarımda. Bir gökkuşağı altında öpüşsünler ilk defa, her baktıkları yerde ateşböcekleri olsun çok isterdim.
Beach beach gezip, ülkemin mojito haritasını çıkarıp, bu konuda hangi noktalara geldiğimizi, DJ'lerimizin neleri başardığını tespitlemeyi ben de çok isterdim. Bir tespit böceği olmak isterdim.
O da lazım tabii!
Tespit böceği de lazım!
Yani...Lazım tabii!
Herhalde yani...lazım.
Yine sokaktaydım dün. Sabahtan akşama kadar neredeyse.
Yürüdüm yürüyebildiğim yerlere. Yürüyerek gidebildiğim yerleri seviyorum. Oralara yürüyerek gidebiliyorum çünkü. Yürümek en sevdiğim bireysel taşıt aracı.
Ucuz, sağlıklı, hızlı...
O kadar ucuz ki; bedava!
Kardiyo vasküler bir ulaşım biçimidir "yayan".
Bir yerlere yayan gitmeyi seviyorum. Üstelik müzik yayınım da var yolculuk ederken. Vivaldiciyim bu aralar!
Sen hiç Vivaldi dinlerken yürüdün mü, spor yaptın mı, seviştin mi? Duşta Vivaldi dinledin mi? Duş uzayabilir, dikkat et! Hepsini Vivaldi'yle yap bir kere de!
Sokaktaydım koca gün. Sokak çocuğuyumdur.
38'lik bir sokak çocuğu.
Tabanca gibiyim.
7-8 semt geçtim yayan vaziyette. Bu en az 2-3 dünya yapar. 4-5 sosyo-ekonomik grup gördüm.
Pek çok sosyal statü gözlemledim yine bu seyahatimde de.
Çok önemli bir ortak noktaları vardı hepsinin: MUTSUZLUK!
Başörtülerine, süper mini şortlarına, sakallarına, dövmelerine, birkenstocklarına, badem bıyıklarına, Beckham saçlarına bakmadan; tüm bunları aşarak, yüzlerine baktım.
Kanadığımız zaman aynı kanıyoruz çünkü.
Gülerken de aynıyız.
Mutsuzuz lan!
Eğer görebildiğimin, 10'da biri kadar mutsuzsak gerçekten; gerçekten çok mutsuzuz demektir.
Hınçlıyız sanki. Bir şeylere, birilerine bilenmişiz.
O kadar bilenmişiz ki; parlıyoruz. Çok keskiniz. Mutsuz, hınçlı, bilenmiş, parlak, keskin kılıçlar gibi. Birbirimizi kesmek istiyoruz sanki. Kim olduğumuzu bilmeden, kim olduğumuzu sorgulamadan, umursamadan kesmek istiyoruz sanki.
Telefonlarımıza gömüğüz.
Başımız önde hep. Mahcup gibiyiz sokakta olmaktan, insandan korkan bir halimiz var gibi. Yüzümüz asık. Kaşlarımız çatık.
Mutsuzuz işte! Herkeste bir "ben sana fazla iyiyim" hali. Bir bıkkınlık. 17 yaşında yaşlılarla dolu sokaklar. Yorulmuş hepsi.
Radyasyon yorar adamı.
Mutlu olmayı zayıflık mı sanıyoruz biz acaba? "Delikanlılığı" bozar mı mutluluk?
Ben mutluyum mesela. Üstelik hiç mutlu olmamam gerekirken. Neden bu kadar mutlu olduğumu anlayamadan mutluyum üstelik. Pek kurcalamıyorum. Bozulur diye; bozulurum diye korkuyorum. Garantisi, garantim var mı bilmiyorum. Bundan, hiç karışmıyorum mutluluğuma. Baksın başının çaresine! İlle de mutlu olmak istiyorsa; kendi bilir! Kendi haline bırakıyorum. Bırakıyorum ki mutlu olsun.
Ben de mutluyum çünkü o mutluysa.
Şikayetçi değilim. Şikayetlerimle barıştım. Hepsiyle. Onlar sadece birer "şikayet" benim için. Hepsi bu! Yok ediyorum hepsini onlarla barışarak.
Barış bir sürü şeyi yok eder.
Üstelik çok şikayetçi olmam gerekirken yapıyorum bunu.
Şikayetlerime bu hazzı vermiyorum. Şikayet olamıyorlar artık benim yanımda. Uslu uslu duruyorlar.
Mutluyum ben, evet. Yoruluyorum ama mutlu olurken. Çok "efor" sarf ediyorum çünkü. Yedek efor tanklarımı devreye sokuyorum.
Tatlı bir yorgunluk bu. Doğurmak gibi.
Ben her gün doğuruyorum.

3 yorum:

  1. biz koçum benim süper baba perihan abla vb gibi dizilerle büyüdük şimdinin çocukları.mekanik olan herşeyin esiri olma yolunda ilerliyor. 80 ve 90 larda çocuk olmak bence en güzeliydi.

    YanıtlaSil
  2. hafif bi Oğğuz Atay esintisi sezdim. Çok başarılı yazıların bravo sana.

    YanıtlaSil
  3. bu dijital çağ daha mutsuz yapıyor hakkaten, en anlamlı anlarda bile telefona gömük suratlar:)

    YanıtlaSil